Türkiye'nin mega kenti İstanbul'da konut sektörü, yapı stokunun kalitesinden ziyade 'adres' odaklı bir fiyatlandırma döneminden geçiyor. Gayrimenkul uzmanlarının verilerine göre, aynı inşaat kalitesine, aynı metrekareye ve benzer oda sayısına sahip daireler arasındaki fiyat farkı uçurumu hiç olmadığı kadar derinleşmiş durumda. Özellikle şehrin çeperlerinde yer alan Esenyurt, Arnavutköy veya Silivri gibi bölgelerde 3,5 milyon TL bandında alıcı bulan 2+1 veya 3+1 standart bir daire; Beşiktaş, Kadıköy veya Şişli gibi merkezi ve prestijli ilçelere taşındığında fiyat etiketi 20 milyon TL'nin üzerine çıkabiliyor.
Bu fiyat farklılığının temelinde yatan en büyük etken, arsa payı değeri ve bölgenin sunduğu sosyal donatılar olarak öne çıkıyor. Merkezi iş alanlarına yakınlık, ulaşım akslarının (metro, metrobüs, Marmaray) merkezinde bulunma ve köklü bir semt kültürüne sahip olma gibi faktörler, konutun çıplak maliyetinin üzerine 'lokasyon şerefiyesi' adı altında devasa rakamlar ekliyor. Ayrıca, deprem riski sonrası değişen talep dengesi de fiyatları doğrudan etkiliyor; zemini sağlam olarak kabul edilen ve kentsel dönüşümün hızlandığı bölgelerde fiyatlar, yapı aynı olsa dahi katlanarak artıyor.
Sosyo-ekonomik faktörler ve mahalle prestiji de bu denklemde kritik bir rol oynuyor. Aynı malzeme kalitesiyle inşa edilmiş bir projenin, sosyal imkanların kısıtlı olduğu bir bölgedeki birim fiyatı ile lüks restoranların, eğitim kurumlarının ve kültürel merkezlerin odağındaki bir bölgedeki birim fiyatı arasındaki fark, gayrimenkulü barınma ihtiyacından ziyade bir yatırım ve statü aracına dönüştürüyor. Uzmanlar, tüketicilerin konut alırken sadece binanın yaşına veya içine değil, o konutun bulunduğu bölgenin gelecek 10 yıldaki gelişim potansiyeline ve 'adres' değerine para ödediğini vurguluyor.
Sonuç olarak, Türkiye'deki konut piyasasında 'standart ev' kavramı, semtlerin ekonomik ve sosyal hiyerarşisi içinde erimiş durumda. 3,5 milyon liradan başlayıp 20 milyon liraya kadar uzanan bu geniş yelpaze, orta sınıfın konut erişimini zorlaştırırken, gayrimenkul sektöründeki segment ayrımını da daha belirgin hale getiriyor. Yatırımcılar için lokasyon hala en güçlü 'kar' marjını sunarken, oturum amaçlı alıcılarda ise merkezin dışına doğru zorunlu bir göç dalgası gözlemleniyor.