Türkiye'nin yapı stokunun yenilenmesi amacıyla yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları ve deprem sonrası enkaz kaldırma süreçleri, halk sağlığı açısından ciddi bir riski beraberinde getiriyor. Özellikle 2010 yılından önce inşa edilen binaların yalıtım malzemelerinde, çatı kaplamalarında, yer karolarında ve boru tesisatlarında yaygın olarak kullanılan asbest, yıkım esnasında uygun önlemler alınmadığı takdirde çevreye kontrolsüzce yayılıyor. Mikroskobik boyutlardaki bu lifler, havada asılı kalarak sadece yıkım alanındaki işçileri değil, çevrede yaşayan binlerce insanı da doğrudan etkiliyor.
Tıbbi uzmanlar, asbestin en sinsi özelliğinin 'uzun kuluçka süresi' olduğuna dikkat çekiyor. Solunum yoluyla vücuda giren asbest lifleri akciğer zarına saplanarak burada kalıcı hasarlar oluşturuyor. Bu maruziyetin sonuçları hemen ortaya çıkmıyor; 'latans dönemi' denilen bu süreç 10 yıldan başlayıp 40-50 yıla kadar uzayabiliyor. Bugün kuralsız bir yıkım bölgesinden yayılan tozu soluyan bir birey, yıllar sonra mezotelyoma (akciğer zarı kanseri), asbestozis veya akciğer kanseri gibi tedavisi oldukça güç hastalıklarla karşı karşıya kalabiliyor. Bu durum, asbesti halk sağlığı için 'saatli bir bomba' haline getiriyor.
Yasal mevzuat çerçevesinde, her yıkım öncesinde 'Asbest Envanter Raporu' hazırlanması ve asbest tespit edilen binaların uzman ekiplerce, özel kıyafetler ve ekipmanlar eşliğinde arındırılması zorunlu tutuluyor. Ancak uzmanlar, saha denetimlerindeki eksikliklerin ve maliyet kaygısıyla kuralların hiçe sayılmasının çevre felaketine davetiye çıkardığını belirtiyor. Yıkım sırasında tozun bastırılması için yeterli sulama yapılmaması ve yıkım alanlarının izole edilmemesi, liflerin rüzgarla kilometrelerce uzağa taşınmasına neden oluyor. Çevrede kalıcılığı son derece yüksek olan asbest, toprak ve su kaynaklarına da karışarak ekosistem üzerinde uzun vadeli bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Çözüm noktasında ise denetimlerin sıkılaştırılması hayati önem taşıyor. Belediye ve ilgili bakanlık birimlerinin yıkım ruhsatı vermeden önce sadece kağıt üzerindeki raporlara değil, sahadaki fiili uygulamalara da odaklanması gerektiği vurgulanıyor. Vatandaşların da çevrelerindeki yıkımlarda toz kontrolü yapılmadığını gördüklerinde yetkililere bildirimde bulunmaları, toplumsal farkındalığın artırılması ve gelecekteki kanser vakalarının önüne geçilmesi adına en kritik adımlardan biri olarak görülüyor.