ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği basın açıklamasında İran'ın bölgesel stratejileri ve ekonomik durumuna ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Tahran yönetiminin 'mali bir çöküş' içerisinde olduğunu savunan Trump, İran'ın küresel petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditlerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü. Trump, uygulanan ağır ekonomik yaptırımların sonuç verdiğini belirterek, İran'ın mevcut şartlarda stratejik bir intihar anlamına gelecek hamlelerden kaçınmak zorunda olduğunu ifade etti.
Trump'ın iddialarına göre, İran ekonomisi yaptırımlar nedeniyle her geçen gün yaklaşık 500 milyon dolar değerinde bir gelir kaybına uğruyor. Bu devasa mali kaybın Tahran'ın hareket kabiliyetini kısıtladığını vurgulayan ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasının aslında İran'ın kendi ekonomik bekası için bir zorunluluk haline geldiğini savundu. Dünya petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birinin gerçekleştiği bu su yolu, bölgedeki gerilimlerde sık sık bir 'koz' olarak kullanılsa da, Trump'a göre İran'ın bu kozu kullanacak mali takati kalmamış durumda.
Washington yönetiminin 'maksimum baskı' politikası çerçevesinde şekillenen bu açıklamalar, ABD ve İran arasındaki gerilimin ekonomik boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Trump, İran'ın müzakere masasına dönmekten başka çaresi kalmadığını ima ederken, bölgedeki askeri varlığın ve ekonomik kısıtlamaların kararlılıkla sürdürüleceği mesajını verdi. Uzmanlar, Trump'ın 'günlük 500 milyon dolar kayıp' ifadesinin, İran'ın petrol ihracatındaki sert düşüşü ve uluslararası bankacılık sisteminden dışlanmasını simgeleyen bir retorik olduğunu değerlendiriyor.
Hürmüz Boğazı üzerindeki bu söz düellosu, küresel enerji piyasaları tarafından da yakından takip ediliyor. Olası bir kapanma durumunda petrol fiyatlarının küresel ölçekte fırlayacağı bilinirken, Trump'ın bu açıklamaları piyasalara 'durum kontrol altında' mesajı verme çabası olarak da yorumlanıyor. Tahran kanadından bu iddialara nasıl bir yanıt geleceği ve bölgedeki askeri hareketliliğin bu ekonomik baskı altında nasıl şekilleneceği ise önümüzdeki günlerin en kritik gündem maddesi olmaya devam edecek.