Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa'nın gelecekteki siyasi ve güvenlik mimarisine dair kritik açıklamalarda bulundu. Birliğin genişleme politikasının sadece idari bir süreç değil, aynı zamanda hayati bir jeopolitik hamle olduğunu belirten Von der Leyen, AB'nin sınır bölgelerindeki boşluğun rakip güçler tarafından doldurulma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Özellikle Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova gibi bölgelerin Avrupa ailesine tam entegrasyonunun, kıtanın uzun vadeli istikrarı için bir tercih değil, zorunluluk olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında açık bir dille bölgesel rekabete değinen Von der Leyen; Rusya, Türkiye ve Çin'in Avrupa üzerindeki artan etkisine dikkat çekti. Bu ülkelerin bölgedeki ekonomik, siyasi ve askeri varlıklarının AB'nin stratejik özerkliğini tehdit edebileceği uyarısında bulunan Başkan, 'Avrupa'nın bu kritik bölgeleri Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmamalıdır. Eğer biz bu boşluğu doldurmazsak, değerlerimizi paylaşmayan başkaları mutlaka dolduracaktır' ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Brüksel'in özellikle son yıllarda ivme kazanan 'stratejik pusula' ve genişleme vizyonunun bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Analistler, Von der Leyen'in bu çıkışının arkasında yatan temel sebebin, Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası değişen güvenlik dengeleri ve Çin'in 'Kuşak ve Yol' projesiyle Balkanlar'da kurduğu ekonomik tahakküm olduğunu belirtiyor. Öte yandan Türkiye'nin bölgedeki tarihsel ve kültürel bağları ile aktif dış politikası da AB tarafından yakından takip edilen bir diğer nüfuz alanı olarak görülüyor. Von der Leyen, aday ülkelerin reform süreçlerini hızlandırması gerektiğini hatırlatırken, AB'nin de bu ülkelere daha somut ve hızlı bir üyelik perspektifi sunmasının jeopolitik bir savunma mekanizması işlevi göreceğini vurguladı.
Son olarak, AB'nin genişlemesinin sadece birliğe yeni üyeler katmak anlamına gelmediğini, aynı zamanda Avrupa modelinin ve demokratik değerlerin korunması mücadelesi olduğunu kaydeden Von der Leyen, üye devletlere birlik içinde hareket etme çağrısında bulundu. Bu sert ve net mesajlar, önümüzdeki dönemde AB'nin genişleme takviminde daha radikal adımlar atılabileceğinin ve dış politikada daha korumacı bir tutum sergileneceğinin sinyallerini veriyor.