Dünya genelinde sağlık verileri incelendiğinde, yaşam kayıplarının en büyük sorumlusu olarak kalp ve damar hastalıkları öne çıkıyor. Konuyla ilgili kritik açıklamalarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Elmas Orak, küresel ölçekteki tüm ölümlerin yaklaşık üçte birinin kalp-damar hastalıklarından kaynaklandığını vurguladı. Bu istatistiklerin içinde en büyük payı ise, ölümlerin yüzde 40 ile 45'ini kapsayan ve halk arasında kalp krizi olarak bilinen iskemik kalp hastalıkları oluşturuyor. Uzmanlar, bu yüksek ölüm oranlarının arkasındaki en büyük risklerden birinin, belirtilerin doğru analiz edilememesi olduğunu ifade ediyor.
Kalp krizi denildiğinde akla ilk gelen 'şiddetli göğüs ağrısı' tablosu, her zaman her hastada aynı şekilde seyretmiyor. Prof. Dr. Elmas Orak, özellikle kadınlar ve erkekler arasında hastalık belirtilerinin ciddi farklılıklar gösterebildiğine işaret ediyor. Erkeklerde genellikle baskı tarzında bir göğüs ağrısı ön plandayken, kadınlarda vücudun verdiği sinyaller çok daha karmaşık ve yanıltıcı olabiliyor. Bu durum, kadın hastaların semptomları başka nedenlere yormasına ve hastaneye başvuruda geç kalmalarına neden olarak hayati riskin artmasına yol açıyor.
Kadınlarda görülen ve 'atipik belirtiler' olarak adlandırılan semptomlar arasında; ani gelişen nefes darlığı, açıklanamayan aşırı yorgunluk hissi, mide bulantısı, sırt ağrısı ve hatta çene ağrısı yer alıyor. Prof. Dr. Orak, kadınların bu tür şikayetleri çoğu zaman stres, yorgunluk veya sindirim sistemi problemleriyle karıştırdığını belirtiyor. Ancak bu sessiz ve sinsi belirtilerin aslında kalbin imdat çağrısı olabileceği unutulmamalıdır. Özellikle risk grubundaki kadınların, vücutlarındaki bu olağan dışı değişimlere karşı son derece dikkatli olmaları ve vakit kaybetmeden bir kardiyoloji uzmanına başvurmaları hayati önem taşıyor.