Modern tıbbın en büyük kazanımlarından biri olan antibiyotikler, yanlış kullanım stratejileri nedeniyle etkisini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotik direncinin sadece bireysel bir sağlık sorunu değil, küresel bir güvenlik krizi haline geldiğini belirtti. Dr. Mamçu'ya göre, özellikle viral enfeksiyonlarda (grip, nezle gibi) antibiyotiklere başvurulması veya doktor kontrolü dışında ilaç kullanımı, bakterilerin bu ilaçları 'tanımasına' ve onlara karşı savunma mekanizmaları geliştirmesine zemin hazırlıyor.
Antibiyotik direncinin biyolojik sürecine dikkat çeken Dr. Mamçu, 'Antibiyotikler hayat kurtarıcıdır; ancak her gereksiz doz, mikroorganizmaların evrimleşmesine ve daha güçlü formlara dönüşmesine katkı sağlar. Bu durum, bakterilerin mevcut ilaçlarla yok edilemediği bir kısırdöngü yaratıyor,' ifadelerini kullandı. Uzmanlar, dirençli bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinin çok daha maliyetli, uzun süreli ve bazen modern tıbbın imkanlarıyla dahi imkansız olduğunu vurguluyor. Bu durum, cerrahi operasyonlardan kanser tedavilerine kadar pek çok tıbbi prosedürün risk altına girmesi anlamına geliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verileriyle de desteklenen bu tehlike, 'sessiz pandemi' olarak nitelendiriliyor. Dr. Mamçu, halkın bu konuda bilinçlenmesinin hayati önem taşıdığını ifade ederek; antibiyotiğin ateş düşürücü veya ağrı kesici olmadığını, yalnızca bakteriyel enfeksiyonlarda ve mutlaka uzman hekim reçetesiyle kullanılması gerektiğini hatırlattı. İlaçların dozajına ve kullanım süresine sadık kalınmamasının da direnç gelişimindeki en temel faktörlerden biri olduğu belirtiliyor.
Sonuç olarak, antibiyotiklerin etkinliğini korumak için toplum genelinde bir davranış değişikliğine ihtiyaç duyuluyor. Eğer mevcut tüketim alışkanlıkları devam ederse, 2050 yılına kadar antibiyotik direncine bağlı ölümlerin diğer pek çok kronik hastalığı geride bırakabileceği öngörülüyor. Dr. Dilek Leyla Mamçu'nun uyarısı, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin sağlık güvenliğini de doğrudan ilgilendiren kritik bir çağrı niteliği taşıyor.