1938 Fransa Dünya Kupası, spor tarihinin en gerilimli dönemlerinden birine ev sahipliği yaptı. Avrupa'nın savaşın eşiğinde olduğu bu günlerde, futbol sahaları sadece yeteneklerin değil, ideolojik çatışmaların da merkezi haline gelmişti. Nazi Almanyası'nın Avusturya'yı ilhak etmesi (Anschluss), turnuva öncesinde büyük bir kriz yarattı. Avusturya milli takımı fiilen ortadan kalkarken, bu durum turnuva fikstüründe de beklenmedik boşluklara yol açtı. İsveç, rakibinin turnuvadan çekilmek zorunda kalması nedeniyle tek bir maç dahi oynamadan çeyrek finale yükselerek turnuva tarihinin en ilginç istatistiklerinden birine imza attı.
Turnuva, sadece Avrupa merkezli bir güç mücadelesiyle sınırlı kalmadı. Asya kıtasının Dünya Kupası tarihindeki ilk temsilcisi olan Hollanda Doğu Hint Adaları (bugünkü Endonezya), büyük umutlarla geldiği Fransa'da ağır bir yenilgi alarak turnuvaya veda etti. Bu durum, futbolun küresel ölçekte henüz büyük bir dengesizlik içinde olduğunun bir göstergesiydi. Ancak turnuvanın asıl kazananı, faşist yönetimin gölgesinde sahaya çıkan İtalya oldu. Mussolini'nin siyasi bir propaganda aracı olarak kullandığı İtalya milli takımı, üst üste ikinci kez şampiyonluğa ulaşarak futbol tarihinde silinmez bir iz bıraktı. 1938 Fransa Dünya Kupası, savaşın tüm yıkıcılığına rağmen futbolun birleştirici gücünün, siyasi hırsların altında nasıl ezilebileceğinin en somut kanıtı olarak kayıtlara geçti.