Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu stratejisinde köklü bir değişim sinyali olarak değerlendirilen yeni bir iddia, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bölgedeki askeri kaynaklara ve diplomatik kulislere dayandırılan bilgilere göre, Pentagon ve Beyaz Saray’ın Suriye’deki mevcut askeri varlığını sonlandırmak adına somut bir takvim üzerinde çalıştığı belirtiliyor. İddianın merkezinde, Suriye’nin kuzeydoğusu ve El-Tanf üssünde görev yapan yaklaşık bin Amerikan askerinin, önümüzdeki iki aylık süreç içerisinde kademeli olarak ülkeden tahliye edilmesi yer alıyor.
Söz konusu geri çekilme planının gerçekleşmesi durumunda, bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor. ABD ordusu, halihazırda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile koordineli olarak terör örgütü DEAŞ’ın kalıntılarıyla mücadele ve İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlama misyonlarını yürütüyor. İki ay gibi kısa bir sürede tamamlanması öngörülen bu çekilme süreci, bölgede oluşacak otorite boşluğunun kim tarafından doldurulacağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, bu durumun Rusya, İran ve Suriye merkezi hükümeti için yeni alanlar açabileceğine dikkat çekiyor.
Türkiye açısından da kritik önem taşıyan bu gelişme, Ankara’nın sınır güvenliği ve terörle mücadele operasyonları için yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. ABD’nin bölgeden ayrılması, Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği güvenlik kaygılarını ve bölgedeki YPG/PKK varlığına yönelik stratejilerini doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Öte yandan, çekilme iddiasının ABD iç siyasetindeki seçim atmosferi ve savunma bütçesi tartışmalarıyla da paralel bir seyir izlediği ifade ediliyor.
Resmi makamlardan henüz kesin bir doğrulama gelmemiş olsa da, lojistik hazırlıkların ve saha analizlerinin hızlandığı yönündeki raporlar, iddianın ciddiyetini artırıyor. Eğer bu takvim uygulanırsa, ABD’nin 2014 yılından bu yana Suriye’de devam eden doğrudan askeri varlığı sona ermiş olacak. Bu durumun sadece Suriye özelinde değil, aynı zamanda Irak’taki ABD varlığı ve genel Ortadoğu güvenliği üzerinde de domino etkisi yaratabileceği öngörülüyor.