Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, küresel diplomasi trafiğinde dönüm noktası niteliği taşıyan Pekin ziyaretinde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile bir araya geldi. Yaklaşık 8,5 yıllık bir aranın ardından ABD düzeyinde Pekin’e yapılan bu ilk büyük ziyaret, uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip edildi. İki liderin Büyük Halk Salonu’nda gerçekleştirdiği ve yaklaşık iki saat süren kapalı kapılar ardındaki görüşme, hem ikili ilişkilerin geleceği hem de bölgesel güvenlik dengeleri açısından stratejik önem taşıyan kararlara sahne oldu.
Görüşmenin başlangıcında yapıcı bir dil kullanan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, iki ülke arasındaki ilişkileri 'doğru yönde' ilerletme arzusunda olduklarını vurguladı. Xi, Trump ile sadece ABD ve Çin'i değil, tüm dünyayı ilgilendiren kritik meseleleri derinlemesine tartışmaya hazır olduklarını belirterek, ikili ilişkilerde 'yeni bir sayfa' açma niyetini dile getirdi. Bu açıklama, son yıllarda ticaret savaşları ve bölgesel gerilimlerle sınanan Pekin-Washington hattında yumuşama sinyali olarak yorumlandı.
ABD Başkanı Donald Trump ise Xi Jinping'in sıcak mesajlarına karşılık vererek, iki lider arasındaki kişisel dostluğun ve kurumsal iş birliğinin altını çizdi. Trump, Xi ile olan ilişkisinin 'her zamankinden daha iyi' bir seviyeye ulaşacağını ifade ederek, diplomatik süreçlerin hızlandırılacağına dair mesaj verdi. Zirve sırasında sergilenen bu olumlu atmosfer, Beyaz Saray yetkililerinin görüşme sonrası yaptığı somut açıklamalarla desteklendi.
Zirvenin en dikkat çekici somut çıktısı, Orta Doğu ve nükleer güvenlik konusunda geldi. Beyaz Saray’dan bir yetkilinin yaptığı açıklamaya göre; ABD ve Çin, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği konusunda tam bir fikir birliğine vardı. Bu uzlaşı, İran üzerindeki uluslararası baskının artabileceği ve iki süper gücün nükleer yayılmacılığa karşı ortak bir blok oluşturabileceği şeklinde değerlendiriliyor. Ancak görüşmenin en çetrefilli maddesi olan Tayvan konusu, 'kritik' bir başlık olarak masada kalmaya devam etti. İki liderin Tayvan üzerindeki egemenlik tartışmaları ve askeri hareketlilik konusundaki görüş ayrılıklarını koruduğu, ancak diyaloğu sürdürme kararı aldıkları belirtiliyor.