İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Orta Doğu'daki gerilimi tırmandıracak yeni açıklamalarda bulunarak Lübnan cephesindeki askeri operasyonların durmayacağı sinyalini verdi. Dün İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) yönelik verdiği 'şiddetli saldırı' talimatının arkasında duran Netanyahu, Lübnan topraklarına yönelik operasyonların stratejik bir gereklilik olduğunu savundu. Başbakan, İsrail ordusunun operasyonel kabiliyetlerini tam kapasiteyle kullanmaya devam edeceğini ve sınır güvenliği sağlanana kadar saldırıların dozunun düşmeyeceğini ifade etti.
Netanyahu'nun açıklamalarındaki en dikkat çekici nokta, Amerika Birleşik Devletleri ile yürütülen diplomatik süreçlere yapılan atıf oldu. ABD aracılığıyla Lübnan ile dolaylı olarak üzerinde mutabık kalınan düzenlemeler çerçevesinde hareket ettiklerini belirten Netanyahu, bu düzenlemelerin İsrail'in 'meşru müdafaa' ve 'saldırı' hakkını kısıtlamadığını ima etti. Netanyahu, 'Kararlılıkla hareket ediyoruz' diyerek, diplomatik zeminle askeri sahanın eş güdümlü ancak İsrail'in güvenlik öncelikleri doğrultusunda yönetildiğini vurguladı.
Bölgedeki askeri uzmanlar, Netanyahu'nun bu çıkışını, hem iç siyasetteki 'güçlü lider' imajını pekiştirme hem de Lübnan'daki Hizbullah unsurlarına karşı psikolojik üstünlük kurma çabası olarak değerlendiriyor. İsrail Başbakanı, Lübnan ile yapılan düzenlemelerin sahadaki askeri gerçeklikleri durdurmaya yetmeyeceğini net bir dille ifade ederken, uluslararası toplumun 'itidal' çağrılarına rağmen operasyonların genişleyebileceği mesajını verdi. Bu durum, sınır hattındaki çatışmaların daha geniş çaplı bir bölgesel savaşa evrilme riskini de beraberinde getiriyor.
Son olarak Netanyahu, İsrail'in kuzeyinde yerinden edilen vatandaşlarının evlerine dönmesi için Lübnan'daki tehdit unsurlarının tamamen bertaraf edilmesi gerektiğini yineledi. 'Şiddetli saldırı' talimatının sadece bir başlangıç olduğunu belirten hükümet yetkilileri, hava saldırılarının yanı sıra kara operasyonlarının da masadaki yerini koruduğunu belirtiyor. Lübnan kanadı ve uluslararası aktörlerin bu sert söylemlere nasıl bir yanıt vereceği ise bölgedeki dengeler açısından kritik önem taşıyor.