Pek çok insan gün içerisinde ofiste, yolda veya sosyal aktiviteler sırasında yoğun bir uyku baskısı hisseder ve tek hayali bir an önce eve gidip yatağa uzanmaktır. Ancak beklenen o an geldiğinde ve baş yastığa değdiğinde, vücut yorgun olmasına rağmen zihin beklenmedik bir şekilde berraklaşır. Bilimsel literatürde 'koşullanmış uyanıklık' veya 'yorgun ama uyanık' (tired but wired) olarak adlandırılan bu fenomen, aslında vücudun biyolojik saati ile zihinsel aktivite arasındaki bir çatışmadan kaynaklanıyor.
Uzmanlara göre, gün boyu hissedilen bitkinlik hali her zaman uykusuzluk anlamına gelmiyor. Çoğu zaman bu durum, beynin gün içindeki yoğun veri akışını yönetirken yorulması ancak bu tempoyu yavaşlatmayı başaramamasıdır. Gün içinde maruz kalınan stres, bitirilmemiş işlerin düşüncesi ve sürekli ekran kullanımı, beyni 'sürekli tetikte' modunda tutar. Yatağa girildiğinde dış uyaranlar kesilince, beyin bu boşluğu günün muhasebesini yaparak, geleceği planlayarak veya kaygıları su yüzüne çıkararak doldurmaya çalışır. Yani fiziksel olarak vücut dinlenmeye ihtiyaç duysa da, zihin vites küçültemediği için uyanıklık hormonlarını salgılamaya devam eder.
Bu durumun bir diğer önemli nedeni ise yatak odasının zihin tarafından bir 'dinlenme alanı' yerine bir 'düşünme veya stres alanı' olarak kodlanmasıdır. Eğer kişi yatakta telefonla ilgileniyor, iş düşünüyorsa veya uyuyamadığı için kaygılanıyorsa, beyin yatağı uykuyla değil uyanıklıkla eşleştirir. Sonuç olarak, gün boyu esneyerek gezen birey, yatağa girdiği an beynin 'hayatta kalma ve analiz' modunun devreye girmesiyle kendini uykusuz bir döngünün içinde bulur. Bilim insanları, bu döngüyü kırmanın yolunun uykudan en az bir saat önce zihni dinlendirecek rutinlere geçmek ve yatağı sadece uyku için kullanmak olduğunu vurguluyor.