İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ülkesinin nükleer programı etrafında dönen spekülasyonlara ve uluslararası baskılara yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Garibabadi, Tahran yönetiminin nükleer silah peşinde olmadığını belirterek, nükleer faaliyetlerin tamamen sivil ve barışçıl ihtiyaçlar çerçevesinde yürütüldüğünü ifade etti. Bu açıklama, özellikle Orta Doğu'daki bölgesel gerilimlerin tırmandığı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile olan ilişkilerin kritik bir evreden geçtiği bir dönemde geldi.
Garibabadi’nin açıklamalarında, İran’ın nükleer stratejisinin temelinde dini ve stratejik bir duruşun yattığına dikkat çekildi. İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in nükleer silahların üretimini ve kullanımını yasaklayan (haram kılan) fetvasına atıfta bulunan diplomatik kaynaklar, bu duruşun devlet politikası olarak korunmaya devam ettiğini belirtiyor. Garibabadi, nükleer teknolojinin sadece enerji üretimi, tıbbi araştırmalar ve tarım gibi alanlarda ülkenin kalkınmasına hizmet etmek amacıyla geliştirildiğini savundu.
Uluslararası arenada İran'ın nükleer programı, 2015 yılında imzalanan ancak ABD'nin çekilmesiyle sekteye uğrayan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) çerçevesinde değerlendiriliyor. Batılı devletlerin ve İsrail’in, İran’ın uranyum zenginleştirme oranlarını artırmasından duyduğu endişelere yanıt niteliği taşıyan bu açıklama, Tahran’ın nükleer müzakere masasına dönüş kapısını açık tuttuğu şeklinde yorumlanıyor. Garibabadi, nükleer silah iddialarının siyasi bir baskı aracı olarak kullanıldığını ve gerçeklerle bağdaşmadığını ileri sürdü.
Sonuç olarak, Kazım Garibabadi’nin bu çıkışı, İran’ın nükleer diplomasisinde savunma pozisyonunu güçlendirme çabası olarak görülüyor. Bölgesel güvenlik dengelerinin hassas olduğu bir süreçte, Tahran’ın 'silahlanma niyetimiz yok' mesajı, hem bölgesel aktörlere hem de küresel güçlere yönelik bir güvence verme girişimi olarak değerlendiriliyor. Ancak uzmanlar, bu beyanatların ardından UAEA müfettişlerinin denetim süreçleri ve zenginleştirme faaliyetlerinin şeffaflığı konusundaki tartışmaların devam edeceğini öngörüyor.