İngiltere'nin en yüksek tirajlı ve köklü yayın organlarından biri olan The Telegraph gazetesi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgesel politikalar ve İsrail ile ilgili sözlerini konu alan tartışmalı haberinde geri adım attı. Gazete, Erdoğan'ın İsrail'e yönelik ifadelerini bağlamından kopararak, Türkiye'nin bu ülkeyi doğrudan 'işgal etme niyeti' taşıdığı şeklinde hatalı bir iddiayı manşetine taşımıştı. Ancak haberin yayınlanmasının ardından yükselen itirazlar ve gerçek bilgilerin ortaya konulmasıyla birlikte gazete yönetimi içeriği tamamen silme kararı aldı.
Tartışmanın odağında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti Rize İl Teşkilatı toplantısında yaptığı konuşma yer alıyordu. Erdoğan, Türkiye'nin savunma sanayisindeki atılımlarına ve bölgesel caydırıcılığına vurgu yaparak, 'Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok' ifadelerini kullanmıştı. Bu sözler, Türkiye'nin geçmişteki başarılı operasyonlarına ve bölgesel dengelerdeki rolüne atıfta bulunan siyasi bir projeksiyon niteliği taşırken; The Telegraph, bu ifadeleri somut ve yakın bir askeri işgal tehdidi olarak lanse ederek uluslararası kamuoyunda yanlış bir algı oluşmasına neden oldu.
Haberin yayılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı ve ilgili diplomatik birimler, dezenformasyonla mücadele kapsamında hızlı bir aksiyon aldı. Haberin, ifadelerin ruhuna aykırı olduğu ve kasıtlı bir çarpıtma içerdiği yönündeki kanıtlar sunuldu. Uluslararası gazetecilik etik ilkeleri çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda, haberin hatalı olduğu ve gerçekleri yansıtmadığı tescillendi. The Telegraph, herhangi bir düzeltme metni yayınlamak yerine haberi doğrudan dijital mecralarından kaldırarak hatasını kabul etmiş oldu.
Medya analistleri, bu olayı uluslararası ana akım medyanın Türkiye'ye yönelik zaman zaman sergilediği 'ön yargılı habercilik' anlayışının bir sonucu olarak değerlendiriyor. Haberin silinmesi, dijital çağda dezenformasyonun ne kadar hızlı yayılabileceğini ancak doğru bilgilendirme ve diplomatik baskıyla bu tür hataların düzeltilebileceğini bir kez daha kanıtladı. Söz konusu gelişme, Türkiye-İngiltere arasındaki medya ilişkilerinde de önemli bir not olarak kayıtlara geçti.